ÇAĞIMIZ DERGİSİ
EKİM-KASIM 1978
YIL : 3 SAYI : 31-32

YAŞAYAN VE YAŞATAN
SEDEF VE SEDEFÇİLİĞİN MENŞEİ

ERDOĞAN BAYDAR

Bilindiği gibi yüzyıllar boyunca zamanımıza kadar devam eden birçok Çağımız Dergisi,,sanat dalları ve örnekleri mevcuttur.
Bir toplum muhakkak ki tarihi ve sanat ile tanınan ve ölçülen varlıktır.Bunları icra eden, yaşayan yaşatan sayısız anılması gereken şahsiyetler, büyükler gelip geçmiştir. Bunlar hep birer birer tarihe yazılmışlar, anılmışlar, gönüllerde yaşatılmışlardır. Üstün gayret sarfederek dehalarını ortaya koyup yaşatmışlardır.
İşte unutulmaması gereken bu güzel sanat dallarından çok güzel örnekler, çok güzel miras bırakanlardan birisi de Sedefçilik’ tir. 16.ncı yüzyılda yaygınlaşmaya başlayan Sedefçilik sanatı, çeşitli sanat erbapları tarafından öne çıkan bir çok güçlüklere ve zor koşullara rağmen günümüze kadar yaşatılmaya çalışılmıştır. 17.nci yüzyılda 100 civarında Sedefçi atölyesi ve 1900’ lü yıllardan sonra 5 – 6 Sedefçi atölyesi kalabilmiştir. Günümüzde ise bu işe gönül vermiş olan sanatkarların atölyeleri mevcuttur.
Bugün gerçek anlamıyla bu sanat dalını severek yaşatan, günün güç koşullarına rağmen sürdüren, sanat erbabı Sedefkar Nerses Semercioğlu’dur. İstanbulda kapalı çarşıda küçük bir atölyesi halen sanatını idame ettiren Sanatkar 51 senedir zevkle çalıştığını, sedef ve sedefçiliği şöyle anlatıyor:
Fosfor ve Calsium ( Kireç ) karışımından oluşan SEDEF denilen deniz kabukları bulunduğu yerin deniz suyu terkibi ve tabiat şartlarına göre gelişir, büyür ve minik kalırlar. Binlerce çeşit deniz kabukları arasında sedef diyebileceğimiz türler 7 – 8 civarındadır. Bunlar; renk ve şekil bakımından birbirinden ayrılırlar. Bir cinsi gümüş beyaz renkte çift kabuk halinde inci yetiştiren, bir başkası büyük salyangoz şeklinde ( arusek ) yine gök kuşağı renkleri havi, sedefçilikte ( godviç ) denilen kenarları muntazam delikli, bildiğimiz midye renklerinde hayli büyük olanları vardır. Ancak denizlerimizde çok bulunan ve balıkçıların ( pina ) dediği büyük deniz kabuklarını sedeften ayırmamız lazım. Bunlar sanatta kullanılmaya katien elverişli değildir. Kızıl deniz civarında yetişen az miktarda da olsa bazı göllerimizde de bulunan süt kadar beyaz ve az parlak olan cinsleri vardır ki; Osmanlı Devletinin hakim olduğu dönemde Şam ve Mısır da yapılan kakmalı eşyaların hammaddesini teşkil etmiştir.
İki avuç büyüklüğünde iki çukur oval bir tabağa benzeyen ve yeşil renklerin hakim olduğu ( çöp ) sedeflerinde ( California ) sahillerinde bulunur. Çok güzel bir görünümü vardır. Bahsettiğimiz bu cins sedef kabuklarının bazıları bilhassa akdeniz sahillerimizde rastlanabiliyor. Tarafımdan muhtelif tarihlerde mersinden bodrum sahillerine kadar yaptığım kıyıdaki araştırmalar bunu ispatlar. Ne var ki; bulunanlar çok ufak ve sanatta kullanılmaya elverişli değillerdir. Daha büyük ve işe yarayacak sedeflerin bulunup bulunamayacağını öğrenmek geniş araştırma ve yatırım isteyen bir iştir. Şahsi teşebbüs ve müracatlarım cevapsız kaldığından bu hususları gün ışığına çıkaramadım. İnci avcıları tarafından avlanan çift kabuk halindeki sedefler bir çok büyük denizlerde olduğu kadar, asırlar boyu hudutlarımızın içinde kalan kızıl denizde de bol miktarda bulunmaktadır.Böyle olunca yurdumuzda bulunan tarihi mağbet ve mimari eserlerimizin süslenmesinde sedefin büyük katkısı olmuştur. Sedef’ in fosfor ve kireçten oluştuğunu bahsetmiştik. Sedef denilen madde katiyen esnek değildir. Pres’ de eğilip düzelmez, fazla zorlanınca da çatlar ve kırılır. Hem sert ve gevşektir. Çelik kıl testere ile kesilir ve eğe ile tesviye edilir.

Tagged with →  
Share →